Tek nefsin çiftleşmesi; kadın ve erkek

2 10 2011

Herşeyin kolay olduğu bir dünya güzel olurdu. Zorluk olmadığında ise gelişemiyoruz.

Arada bir hatırlıyoruz, “Sadeleşmek” diyoruz “Evet, sadeleşmek gerekli!”… Yalınlık. Öze geri dönmek.

Bunları söylüyoruz da tam anlamıyla yapabiliyormuyuz orası şüpheli. Dilde kalıyor çoğunlukla…

Sadeleşmek ve yalın olabilmek için soyunmak gerek. O kadar çok sıfat var ki ismi çoktan kaybettik. Sıfatları çıkarıp bir kenara koymak hatta belki sıfatlarla birlikte bize giydirttikleri giysileri de çıkartmak gerek.

Herşeyi çıkarıp aynada kendimize bir bakmak. Taa, en başa dönmek…

“Ben kimim?” sorusunun içinde varlık olarak kendi anlamını aramanın yanı sıra bu varlığın sahip olduğu araçları keşfetmek de var. İnsanın bedensel potansiyelini görmesi.

Sporcular, sanatçılar, zannatkarlar hepsi kendi yapabileceklerini görmek için bir çaba içerisindeler. Beden, zihin neye müsade veriyor? Daha ilerisinde ne olabilir?

Dünya rekorları kırılır ve bu rekor hep ileriye taşınır. Sanat şaheserleri yaratılır. El işçiliğinin mükemmelliği sergilenir. Aklın ortaya çıkardığı çözümler irdelenir… Hepsi insandan gelir. Tüm bunlar insanın kendini keşif araçları ya da bulduğu yöntemlerdir.

Bedensel potansiyel farklı veçhelere sahiptir, bazen performans bazen de yaratıcılık olur. Kullanılan uzuvlara, devreye sokulan düşünce ve duygulara göre onlarca çeşitte kendini gösterir. Bu potansiyeli görmek için insan bir uzvunu seçer, kuvvetlendirir ve odak noktası yapar ya da bir uzvun eksikliği ile bu keşif yön bulur…

Kurumsal iş dünyasında çoğunlukla el becerilerimiz yerine aklımızı kullanıyoruz, bedenin unutulan diğer yanları oyuna katılmak için bekliyorlar biz hatırlayana kadar. Ya da tutkuyla bir işi seviyoruz sadece ellerimiz konuşuyor o zaman, bedenimizdeki tüm kaslar eşlik ediyor keşfimize…

Bedenin veçhelerinden bir tanesi de kadın ve erkek yapısıdır. Öyle ya insan denilen varlık iki farklı cinsiyettedir. İki cinsiyetin hayvanlar alemindeki amacı üremektir. Çiftleşirler ve yeni bir canlı doğururlar. Bu sayede tür yaşamını sürdürür. İnsan ise farklı cinsiyetlere bunun dışında anlamlar yüklemiştir.

Öyküleri seviyorum. Kadın ve erkek üzerine sayısız öykü duymuşuzdur.

İlki ve en bilineni “Adem ile Havva”nın öyküsü.

Yaradılış ile başlayan ve tarih boyunca, hem zamansal hem de yaşamsal değişimleri içine alarak kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi anlatan öyküler…

Çoğunluğu aşka dair. Kadın ve erkek denilince aklımıza ilk aşk geliyor. Ötesinde ne var?

Bir adım geri çekilip “kadın olmak” ve “erkek olmak” dediğimizde ne biliyoruz?

Belki de en başa gitmek gerekli…

Yaradılıştan önce hiçlik vardır, bu sonsuz potansiyeldir. Sonra birlik olur, Çin Kozmolojisi’nde bu taiji’dir. Ve sonra da zıtlık ya da çiftleşme, buna da yin yang denir. Yin yang’ın çoğalmasıyla milyarlarca varlık oluşur.

Böylece, yaradılışta hiçlikten sonra insan var olur ve sonra bu tek nefs çiftleşerek kadın ve erkeği var eder. Kadın ve erkek çoğalarak insanoğlunu var ederler.

Bu anlatımın içinde, öze indiğinizde kadın ve erkek zıt kutupların birleşerek bütünleşmesi, çoğalma ve yaşam demektir.

Bilimsel başka bir anlatımda “çift yaradılma gerçeği” vardır. Bu Parite Teorisi’dir. Parite latince bir kelime, çift demek. Bu teori, “her varlık benzer veya zıt ikizi ile birlikte aynı anda doğar” der. Tıpkı yin yang gibi, bu zıt ikizler, artı ve eksi kutuplar, proton ve anti proton, atom ve elektronlar, güneş ile ay, gece ile gündüz gibi çift olarak yaşamlarını sürdürüler.

Çift olarak birbirini bütünleyerek yaşamı sürdürmek.

Kulağa hoş geliyor, kadın ve erkek deyince biraz romantik bile olabilir.

Ancak, bu birleşme ve bütünlük sadece her iki zıt çiftin gerçek doğası ortaya çıktığında sağlanıyor. Oysa biz bu gerçek doğayı bir süredir unuttuk. Hatırlamak için taa en başa dönmek gerekli…

“Kadın” demek ne demek?

Fiziksel farklılıklarını kolayca sayabiliriz. Bunun dışında kadına atfettiklerimiz doğurganlığı, vericiliği ve tahammül gücü olur. Kadın kolayca dayanıklı ve fedakar olur, ana kimliğine bürünür.

“Erkek” demek ne demek?

Güç ve cesaret, korumak atfedilir erkeğe. Kolayca savaşçı olur, baba ve hükümran kimliğine bürünür.

Kadın ve erkeğin yin yang doğası bu zıtlığı çok güzel anlatır…

Kadın “yin”dir.

Yeryüzünde su gibidir.

Gökyüzüne çıktığında ay olur.

İçine alır ve büyütür. Yaşam verir.

Besler, gözetir.

Gizemlidir ve kapalı.

Sessizliktir.

Sevgidir…

 

 

 

 

Erkek “yang”dır.

Yeryüzünde dağ gibidir.

Gökyüzüne çıktığında güneş olur.

Nüfuz eder ve kuşatır.Yaşam verir.

Korur, gözetir.

Aşikardır ve açık.

Sözdür.

Güçtür…

 

 

Kimlikleri tek tek soyup öze indiğinizde kadın ve erkeği yalınlığıyla görmek daha kolaylaşır.

Bugün kimliklerle o kadar kuşatılmış durumdayız ki değil içimizdeki kadını ve erkeği görmek kendi benliğimizi göremiyoruz. Kim olduğumuzu bilmiyoruz.

Ben ve Sen.

Kadın ya da erkek olmadığımızda “ben ve sen” olmaya başladığımızda yaradılışın bütünleşmek üzere var ettiği bu zıt çift kavuşamaz şekilde birbirinden uzaklaşır…

Bizler günlük yaşamda “güzel” bir ilişki özlemiyle uygun kişiyi ve eşi aradığımızı düşünürken, özümüzün doğası yaradılış çiftinden kopmuş olmanın ızdırabını yaşar… Sürekli yarım dolaşan bir varlık. Tamamlanamayan bir eksiklik… Bu eksiklik olduğunda ve özündeki isteği -diğer yarıya kavuşmak- gerçekleşmediğinde, yaşanan ilişkiler de ya sonlanır ya da devam etse bile monotonlaşır.

Kadın ve erkek ilk görevleri gereği çoğalmak için bir araya gelirler.

Çoğaldıkları anda bu ilk görev kendini tamamlar ve eğer yaratacakları başka bir şey kalmadıysa birliktelik de biter. Halbuki yaratmak sonsuzdur. Bu yaşam döngüsüdür. Uyumun ve beraber hareket etmenin güzelliğidir. Almanın ve vermenin ritmidir…

Geçen gün seyirci olduğum iki uzakdoğu dövüş sanatçısı bu uyumun mükemmel bir örneğini sergilediler. Birbirlerinin ritmini dinleyerek yaptıkları her hareket nerede başlayacağını ve diğerine zarar vermeden nerede duracağını biliyordu. Bu iki sanatçı çalışma halindeyken yin doğadaydılar ve bu doğa gereği koruyucu davranıyorlardı. Aynı hareketler bir savaş meydanında yang doğalarını sergilediğinde yok edici olabilirler.

Kadın ve erkek de buna benzer yaratıcı veya yok edici bir döngüde devinebilirler. Eğer doğalarını bilmezlerse döngü daha onlar ne olduğunu anlamadan yaratıcı olmaktan yok edici olmaya dönüşecektir.

Okullar bizlere pek çok şey öğretiyor, ama bunların çok azı yaşama dair.

Kadın ve erkek olmayı ailede, anne babamızdan öğreniyoruz. Oysa onlar da herkes gibi çoktan kimliklere büründüler ve özlerini unuttular.

Bu kimliklerle büyüyoruz, karakteri şekillendiriyoruz ve “ben” oluyoruz, benim için diğeri de “sen“.

Ben olduğumuzda “beni sev” diyoruz. Sana seslendiğimde ise “seni seviyorum” -ben seviyorum-.

Kontrol ediyoruz.

Herşey kimliklere uygun mu diye… Bildiğim “ben” memnun mu durumdan, tatmin oluyor mu, istediklerine ihtiyaçlarına ulaşıyor mu?

Zaman değişiyor kadınlar erkeğe, erkekler kadına benziyor. Hem cinsiyet hem görev kimlikleri karıştıkça öz kayboluyor. Güçlü kadınlar pasif erkekleri yönetiyor, içlerinde bir boşluk hep birşeylerin eksikliği. Korumayı unutmuş erkekler kadınları sahiplenemiyor, derin bir tatminsizlik girdabı.

Karmaşadan sıyrılmayı bir başarsalar yapmaları gereken tek şey teslimiyet… Kendilerini gerçek doğalarına bırakmak.

Var oluşta belki de insan kadar gerçek doğasını unutmuş ve bunun acısı ile yaşayan yoktur… Su hiçbir zaman toprak olmanın özlemini duymaz. Güneş ay’ın yerine geçmek istemez. Atom neden bu elektron peşimden ayrılmıyor diye düşünmez. Onlar yaradılış çiftlerinin kendilerini bütünlediklerini bilirler.

Bugün kadın ve erkeğin hastalıklarında bile yin yang doğalarındaki dengesizlik kendini gösteriyor. Bunun tek çözümü ise yaradılış doğasına teslimiyet…

“Ben hiç kadın olmadım ya da erkek

Ben hep bir kimlik oldum ya da karakter

Almayı bekledim, vermeyi unutarak

Sana dokunabilseydim

Gerçekten dokunabilseydim bedenine

Sadece bir kadın olarak ya da bir erkek

Ve bedeninin ötesinde özünü görebilseydim eğer

Belki de ruhuma ve ruhuna ulaşabilirdim…”

Nasıl?

Bunun bir yolu olmalı. Hatırlamak için taa en başa geri dönmek gerekli…

İlk hareket… köken; kadın alır, erkek verir. Devinim önce kadının alması ve erkeğin vermesiyle başlar. Bu söz ise ilk erkek konuşur, kadın sessizdir. Bir dokunuş ise ilk erkek elini uzatır, kadın dingindir.

İkinci hareket… birleşme; kadın verir, erkek alır. Kadının doğası sürekli verebilmeye uygundur, erkek ancak kadından aldığında dolar ve kuvvetlenir. Eğer kadın vermeden birleşiyorsa erkek hiçbir zaman doygun hissetmez, kadın ve erkek vermediklerini ve almadıklarını bilmeden tatminsiz kalırlar.

Üçüncü hareket… yaşam; kadın alır, erkek verir. Kadının yaşamı içinde büyütebilmek için erkekten tohum alması gerekir, bu tohum erkeğin gücüdür, maddesel dünyayı yaratır. Erkek olgun değilse hala annesinin çocuğu olur, o zaman kadını besleyemez. Bu fakirliktir.

Dördüncü hareket… sevgi; kadın verir, erkek alır. Sevgi bir nehir gibi çağlayarak akar, sevgi olmayan birleşme mutsuzluktur. Kadın sevgi veremiyorsa, mutsuzluk aldatmayı getirir. Hem kadın hem erkek önce kendilerini sonra birbirlerini aldatırlar. Sevgi ile beslenmek zenginliktir.

Beşinci hareket… iletişim; erkek konuşur, kadın dinler. Kadını besleyen dinlemektir, erkeğinin sözlerine kulak vermek. Erkeği besleyen ise anlatmak, yönlendirmek. Kadın dinlemeyi erkek anlatmayı bildiğinde diyalog hiç bitmez.

Altıncı hareket… vizyon; kadın yolu çizer, erkek takip eder. Kadın ileriye bakar, erkek bugünü yönetir.

Ve birlikte “yaşam“ı inşa ederler.

Kadın “kadın” olduğunda ve erkek “erkek” bütünleşip çoğalırlar, yaşam ileriye akmaya başlar.

Akış denge ve sağlık demektir. Doyum getirir… Kadın ve erkeğin kendi doğalarını gerçekleştirmelerinin tatmini hem kendileri için hem de insanoğlu için yaşamı yaratmanın temelidir.

Aynaya baktığımda gördüğüm insan salt bir kadın ya da bir erkek.

Bu yaşam bir kadının öyküsü ya da bir erkeğin.

Kadın ve erkek…

Gerçek doğalarını bulduklarında bütünleşme şansına sahip tek nefsin eşsiz çifti.

About these ads

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: